12 Aralık 2015 Cumartesi

Günümüzün karasevdalıları ve sarp yokuşlar

Öyle ümit ediyorum ki, günümüzün karasevdalıları hakikî; şefkatin birer temsilcisidirler.

Onların gönül dünyalarında sürekli Hak mülâhazası köpürür durur; beyanlarında ise derin bir Allah aşkı, varlık sevgisi ve insanlara karşı da engin bir şefkat nümâyândır. Hak rızası, onların kilitlendikleri biricik hedef; O'ndan ötürü insanları sevip herkese sî;ne açmaları da tabiatlarının gerçek rengidir. Onlar, paslanmış ve küflenmiş gibi görünen en katı kalpleri, en sert tabiatları bile sevginin sırlı anahtarlarıyla balmumu gibi yumuşatır, gönül kapılarını aralar ve muhataplarına muhabbet lisanından en tatlı nağmeleri dinletirler. Severler, sevilirler ve herkese şefkatle muamele ederler.

Zaten, öyle olmasaydı, rahatlarını terk edip sevdiklerini ve ülkelerini arkada bırakıp dünyanın en ücra köşelerine şefkat seferleri düzenleyebilirler miydi? Senelerce sıla hasretine, anne-babadan, yâr-yârandan ayrılık hicranına dayanabilirler miydi? Kıymetli bir devlet adamımızın anlattığı hadisede olduğu gibi; şayet onlar şefkat hisleriyle yollara dökülmeselerdi, gittikleri yerde birkaç sene kaldıktan sonra ‘Ülkeni, anne-babanı özlemedin mi; ne zaman döneceksin?' diye soran birine ‘Efendim, biz dönmeye değil, burada hizmet edip burada ölmeye geldik!' diyebilirler miydi? Evet, bu adanmış ruhların daha yola çıkarken yaşatma mefkûresine kilitlendikleri her hallerinden belli. Hal ve tavırlarındaki eda birer şefkat kahramanı olduklarının emaresi. Hazreti Rahmân ü Rahî;m'den diler ve dilenirim, beni bu hüsn-ü zannımda yalancı çıkarmasın ve o müşfik insanların gönüllerindeki aşk u alâkayı hakikî; şefkat ufkuna ulaştırsın.

Sevginin Tercümanı Olmak

Aslında, insanlığın kin, nefret ve gayzla yatıp kalktığı, dünyanın bir savaş alanı ve kan gölü haline geldiği bir dönemde sevginin tercümanı olmak ve herkese şefkatle yaklaşmak zorlardan zor bir iştir. Bundan dolayıdır ki, Cenâb-ı Hak, insanların önlerindeki sarp yokuşları, göğüs gerilmesi büyük bir kahramanlık isteyen zor işleri sayarken, bu hususa da dikkat çekmiştir. ‘Sarp yokuş, bilir misin nedir?' dedikten sonra, ‘Sarp yokuş, bir köleyi, bir esiri hürriyetine kavuşturmaktır; kıtlık zamanında yemek yedirmektir; yakınlığı olan bir yetimi ya da yeri yatak (göğü yorgan yapan, barınacak hiçbir yeri olmayan) fakiri doyurmaktır. Bir de sarp yokuş: Gönülden iman edip, birbirine sabır ve şefkat dersi vermek, sabır ve şefkat örneği olmaktır.' (Beled, 90/12-18) buyurmuştur.

Evet, ‘merhamet', iman edenlerin ayırt edici bir vasfıdır. Onlar asla katı kalpli, acımasız ve zalim kimseler olamazlar. Mü'minler, bela ve musibetlere karşı sabırlı oldukları gibi, insanlara ve bütün varlığa karşı da şefkatlidirler. Dahası, onlar her fırsatta birbirlerine merhameti tavsiye eder, toplumun safları arasında ‘acıma, merhamet etme, sevme ve herkese şefkatle kol-kanat germe' duygularını yayarlar. Bunu yaparken de, sadece dünyevî; bir sevgi ve alâkadan bahsetmez; her fırsatta nazarları âhiretin yamaçlarına çevirir ve şefkat hislerini, insanlığın sonsuz mutluluğu kazanması istikametinde değerlendirirler. Hemen her münasebetle, ‘Arkadaş, kabir var, hesap var, Cehennem var! Şu insanların ateşe doğru koşarcasına gittiklerini gördüğün halde onlara nasıl acımazsın; nasıl olur da ellerinden tutmaya çalışmazsın?!' derler.

İman Nuruyla Aydınlanan Kalp

Bazen bir çocuğun vefat haberini duyduğumuzda gözlerimiz doluyor; onun anne-babasıyla beraber biz de ağlıyoruz. Haddizatında, onun ölüp gittiğini ama yok olmadığını, bu dâr-ı fânî;den bâkî; bir âleme taşındığını ve ötede rahmet-i İlahiye tarafından sarılıp sarmalanacağını biliyoruz. Onun hiç kaybı olmadığı gibi, henüz rüşde ermediğinden belki ahirette valideynine de şefaat edebileceğine inanıyoruz. Fakat yine de ona yüreğimiz yanıyor, içimiz burkuluyor ve ardından ağlıyoruz. Ya bir insan nâmütenâhî; bir saadetten mahrum kalacak ve ebedî; şekâvete dûçar olup Cehennem'e gidecekse.. İşte, bu ihtimal karşısında bir insanın yüreği ‘cızzz' etmiyorsa, o kalbin inanan bir insana ait olduğunu ve o yüreğin iman nurlarıyla aydınlandığını söylemek çok zordur.

Hâsılı, şefkatle mamur bir kalbin sahibi, Cenâb-ı Hakk'ın rahmâniyet ve rahî;miyetinin gölgesinde hep incelerden ince davranır. Hakikî; şefkati, insanların yüzlerini ahirete çevirip onların ebedî; huzuru kazanmaları için çırpınma şeklinde anlar ve bütün hareketlerini bu anlayışa göre ayarlar. Gülerken de ağlarken de, severken de kızarken de hep muhataplarının yarınlarını, hayır yarınlarından da öte akıbetlerini, ahiretlerini düşünür. Sinesinde bu hissi taşıma bahtiyarlığına ermiş biri, sevgi ve merhamete muhtaç herkese şefkat elini uzatır; gücü yettiğince devrilenleri tutar kaldırır; açları doyurur, üşüyenleri ısıtır; yalnızların, gariplerin vahşetini giderir ve kimsesizlere kimse olur. Bütün bu âlicenaplıkları ortaya koyarken de bir teşekkür bile olsa kat'iyen herhangi bir karşılık beklemez; beklemez, zira şefkat; karşılıksız, sâfi ve ivazsız sevgi beslemenin unvanıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder