30 Ocak 2015 Cuma

Azâbın aşamayacağı sedler

Öteden beri İlâhî bir kanun olarak Cenâb-ı Hak, âsî kavimlere -ahirette ceza vermesi muhakkak ve mukadder olmakla beraber- terbiye ve te’dib için çok defa, dünyada da ceza vermiştir.Hakikaten, Hazreti Lut kavmi hakkındaki ceza, ürpertici ve ibret verici mahiyettedir. Hazreti Lut’un vazifeli olduğu Sodom ve Gomore, Lut Gölü çevresindedir. Bu birkaç belde, bir gecede tek bir sayha ile yerle-bir edilmişlerdir. Hazreti Lut’un kavmini, utandırıcı günahları ve acı sonlarıyla en ince teferruatına kadar anlatan Kur’an-ı Kerim, Hazreti Nuh’un kavmini de tafsilâtıyla nakleder. Tufan hâdisesi zuhur eder. O günkü dünya karaları suların altında kalır; denizler buharlaşır; gökten yağmurlar yağar; yerden sular fışkırır ve bütün o âsi cemaat helâk olur... Ancak, sefine-i Nuh’a (aleyhisselâm) binen az bir grup, bir kısım zayıf hadislere göre 60-70 insan, Allah’ın tevfikiyle kurtulur.Evet, Ümmet-i Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelince, hakikaten ister ümmet-i davet (Müslüman olmayanlar) isterse ümmet-i icabet (Müslümanlar) olsun, bugün hepsi de pek çok melaneti birden işlemektedir. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) davetini duyan Avrupa, Amerika ve sair yerlerde öyle kötülükler irtikâp edilmektedir ki, hakikaten ne Hazreti Lut ne Hazreti Salih ne de Hazreti Hud devrinde bu melanetlerden hiçbirisi irtikâp edilmemiştir.Ancak, O’nun ümmetinden olma hususiyeti, âdeta bu ümmete paratoner olmuştur. Bu hususiyeti teyit eden Kur’ân-ı Kerim’den bir ayetin işaretini ve Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir müjdesini zikretmek yerinde olur.Enfâl Sûresi’ndeki bir âyette, “Sen onların içinde bulundukça, Allah, onlara azap edecek değildir. Ve onlar istiğfar ederlerken (içlerinde istiğfar edenler var iken) de Allah, onlara azap edecek değildir.” (Enfâl, 8/33) buyrulmaktadır.Hatta burada Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mukayeselere gelmeyen büyüklüğünü mukayese için, şu hususu belirtmekte yarar görüyoruz. Hazreti Mesih’in şöyle dediğini Kur’ân-ı Kerim nakleder:“Eğer onlara azap edersen, onlar Senin kullarındır (dilediğini yaparsın); eğer onları bağışlarsan, şüphesiz Sen Azîz ve Hakîm’sin.” (Mâide, 5/118)Evet, Hazreti Mesih, azan, sapan cemaatinin durumunu Allah’a karşı ifade ederken, “Eğer Sen onlara azap edersen onlar Senin kulların. Eğer mağfiret edersen, Azîz ve Hakîm Sensin.” der. Hâlbuki Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) için Kur’an’ın ifadesi şöyledir: “Habibim! Sen onların içindeyken Ben onlara azap edecek değilim. Aynı zamanda istiğfar ettikleri, (Bana döndükleri) müddetçe onlara azap etmeyeceğim...” (Enfâl, 8/33)Ayetten anlaşılıyor ki, Ümmet-i Muhammed’in iki mühim paratoner ve iki mühim seddi var. Belâlar, bu paratonerlerle tesirsiz hâle gelecek ve azaplar bu sedleri aşamayacaktır.Birincisi: Maddî ve mânevî şahsiyet-i mâneviye-i Ahmediye’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) içimizde bulunması -İlâ yevmi’l-kıyame Allah devam ettirsin!-İkincisi: Ümmet-i Muhammed içinde hakka, hakikate sahip çıkan ve daima Allah’a yönelen ehl-i hizmet ve ehl-i istiğfar bir zümrenin bulunması... Bundan dolayı rahmetinden bekleriz. Allah bize, bilhassa toplu olarak azap etmeyecektir...Hadis-i şerife gelince, sahih hadis kitaplarında gördüğümüz şekliyle, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmetinin helâk olmaması için Allah’a (celle celâluhu) çok yalvardı. Bu yalvarmalarının en mühimi de Veda Haccı’nda, Arafat ve Müzdelife’de oldu. Bu iki mübarek yerde O, Allah’ın ilham ettiği ölçüde pek çok şey diledi. Hatta kul haklarının affı için dahi yalvardı-yakardı. Ancak, bu husus kabul edildi mi edilmedi mi bir şey diyemeyeceğim!İradeyle Halledilecek MevzularEvet, O Sultanlar Sultanı’nın, Ümmet-i Muhammed’in helâk olmaması mevzuunda pek çok yalvarış ve yakarışları olmuştu. Bunu sahabe-i kirama şöyle anlatıyor: “Ben, Rabb’imden, benim ümmetimi helâk etmemesini istedim. Rabb’im benim bu duamı kabul buyurdu. Dedi ki: ‘Onların helâki kendi aralarında olacaktır. Günah işledikleri zaman Ben onları birbirine düşürecek ve vurduracağım.’ Ben bunun da kalkmasını diledim; ama Rabb’im bunu kaldırmadı.”Evet, iradeleri ile halledecekleri bu mesele kaldırılmamıştı... Başka kavimler günah işledikçe semavî ve arzî afetler onları kırıp geçirecek; ama Ümmet-i Muhammed cürüm işledikçe birbirine düşecek, ittihat ve ittifakları bozulacak, ihtilaflarla hırpalanacaklar. İşte, Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) bunun kalkmasını Rabb’isinden çok diledi; ancak, Cenâb-ı Hak -hikmetini Kendi bilir- bunu kaldırmadı.Bir de şu hususu, bir ayetin işareti, ehl-i keşif ve tahkikin beyanı olarak arz edeceğim. Bir yerde az dahi olsa, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’a, dine ve diyanete samimî hizmet varsa ve orada ehl-i hakkın mağlup olma endişe ve tehlikesi de bulunmuyorsa bu işi yapan topluluk, paratoner gibi belâların def u ref’ine vesile olacaktır. Evet, bu şekilde dine hizmet eden, on tane samimî adam olsa bunlar paratoner gibi belâları kırıp def u ref’ine vesile olacaktır. Ama ehl-i hak mağlup ise Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri onları da sarsacaktır. İşin doğrusunu Allah bilir.

23 Ocak 2015 Cuma

Kur’an talebesi nasıl olur?

Kur’an Talebesi Bir ‘Kul’durKur’an’ın talebesi, bir zalim, bir gaddar, bir hodfurûş, bir hodbîn, bir cebbar değildir. O sadece bir kuldur; Allah’ın kulu. Kur’an her fırsatta insanların Allah’a (cc) kul olduğunu hatırlatır ve bunun onun için bir şeref, bir pâye olduğunu vurgular.Kur’an’ın terbiyesi sayesinde bir insan, kendisinin, Allah’a (cc) kul olduğunu kavramışsa en büyük bir fazileti ihraz etmiş demektir. Allah’ın: “Ey insanlar kulluk edin!” (Bakara, 2/21) demesine karşılık, mü’min günde kırk defa kemerbeste-i ubudiyetle Allah’ın (cc) huzuruna gelir, “Yalnız Sana kulluk ederiz.” (Fâtiha, 1/4) der.İyi bir mü’min, en büyük mahlûkata dahi ibadete tenezzül etmeyen aziz bir kuldur. O sadece Allah’a (cc) kul ve bendedir. Bu yönüyle de o zelil gibi göründüğü anlarda da tam bir sultandır. O, hiçbir firavuna karşı bel kırıp boyun bükmez ki, peygamberlerin hayatı bu konuda mühim örneklerle doludur.Mütevazı ve Allah’a Karşı FakirdirKur’an tilmizi, mütevazıdır. O, dış görünüşü itibarıyla bazılarınca miskin, uyuşuk zannedilebilir; değildir, her şeyi aşabilecek halim-selimdir ama Mâbud’undan gayrısına boyun eğmeyecek kadar aziz ve kararlıdır. Zaten bir iç dinamizme sahiptir. O böyle bir şeyi şirk sayar. Kur’an’ın talebesi, zahirde fakir ve güçsüz görünümlüdür. Bu da onun ayrı bir farklı yanıdır; zira onun zaafı ve fakrı Allah’a (cc) yükselmesi için iki kanat gibidir. O, aczini, zaafını vicdanında hissettikçe Cenâb-ı Hakk’a karşı itimadı daha bir artar.Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) gibi: “Göz açıp kapayıncaya kadar dahi bizi nefsimizle baş başa bırakma.” der durur. İşte aczin, zaafın ve fakrın bu iç derinliği, onun için nurânî iki kanat gibidir ki, o nefsinde aczini, fakrını ve zaafını idrak ettikçe acz ve fakrın kanatlarıyla hep Cenâb-ı Hakk’a ubudiyete koşar ve O’nun hoşnutluğunu arar.Hedefi Allah’ın RızasıdırKur’an talebesinin hedefi, gaye-i hayâli sadece ve sadece rıza-yı ilâhîdir. O, nazarını hep rıza ufkuna diker ve Cenâb-ı Hakk’ın kendisine bir gün: “Ey tertemiz, âsudeliğe ermiş, arınmış itmi’nan ufkundaki nefis, Rabb’in senden razı, sen de O’ndan; dön Rabb’ine!” (Fecr, 89/27) hitab-ı celilini intizar eder durur.Hz. Yusuf (as) da “Ey Rabb’im! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni Müslüman olarak öldür ve salihler arasına kat!” (Yusuf, 12/101) sözleriyle o ideal ufku ifade ediyordu. Mısır’da muallâ bir mevki’ ihraz etmiş.. senelerden beri ağlaya ağlaya bîtab düşmüş, dilhûn babasının gözyaşları dinmiş.. kendisine kötülük yapan kardeşleri gelip onunla aynı çizgiye ulaşmış ve maddî-mânevî huzurda şâhikalarda dolaştığı bir anda, Allah’a yapmış olduğu bu teveccüh, üzerinde dikkatle durulması gereken önemli bir husustur.Demek oluyor ki, dünyevî bütün refah, saadet ve her türlü huzurun üstünde daima ağırlığını hissettiren, kalbin tam itmi’nana kavuşacağı bir mazhariyet vardır ki, o da, Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğu ve rızasıdır.Hayat Düsturu YardımlaşmadırKur’an, düstûr-u hayat olarak teâvün ve tesânüdü esas almaktadır. “İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkun; çünkü Allah’ın cezası çetindir.” (Mâide, 5/2)Evet, mü’minler dinin emirlerini yaşama ve yaşatma hususunda birbirlerine yardımcı olmalı ve birbirlerine dayanarak dini yaşamaya çalışmalıdırlar. Unutmamalıyız ki, İslâm’ın içtimâî yönü daha baskındır. Onun içtimâî yönünü ayağa kaldırmak, ayakta tutmak ve devam ettirmek zaruridir. Öyleyse “Birr ve takvâda birbirinize yardımcı olunuz.” (Mâide, 5/2)Mü’min, kâinatı bir yardımlaşma armonisi olarak görür ve ‘Kâinat tepeden tırnağa bir yardımlaşmadan ibarettir.’ der. Öyleyse insan da kâinattaki bu umûmî ahenge uymalı, bu senfonizmayı, bu umumî mûsıkiyi bozmamak için o da hep yardıma koşmalıdır.Aramızdaki Rabıta, Kardeşlik RabıtasıdırKur’an, mü’minler arasındaki rabıtayı uhuvvet olarak belirlemektedir. Bütün Müslümanlar arasında bu rabıta tesis edilmeli ve bu rabıtaya göre bir kere daha kardeşlik duygusu vurgulanmalıdır. Hele diyaneti bir olan, İslâmiyet’i yaşayan kimseler kopmayacak şekilde birbirlerine kenetlenmelidirler. Zaten “Mü’minler ancak kardeştir.” (Hucurât, 49/10)Hak Düşüncesi EsastırKur’an terbiyesi, nokta-i istinat olarak kuvvete bedel hakkı kabul eder. Kim haklı ise o kuvvetlidir, der. Bugün zayıf olsa dahi ileride Allah’ın (cc) tevfik ve inayetiyle hak mutlaka galebe çalacaktır inancına bağlı yaşar. Mü’minin nazarında hakka saygı âdeta ibadettir.Kur’an dışı felsefî sistemlerin tesirine girmemiş bir mü’min, “Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” (Asr, 103/1-3) ayet-i kerimesinde öngörüldüğü şekilde, her zaman hakkı yaşar, hakkı tavsiye eder.

17 Ocak 2015 Cumartesi

Hasmane tavırlara karşı üslûbumuz

Mü’minin tavrı çok önemlidir. Zira o, Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) rahle-i tedrisinde dersini almış insandır.Mü’minin; edep, nezaket ve nezahetin dışına çıkması mümkün değildir. Zira onun, hâdiseler ve şahıslar karşısında sergilediği her davranış otomatik olarak İslâm’a mal edilmektedir. Öyleyse mü’min, İslâmî edeple şekillenmiş tavrını, en imansız adamlar ve en amansız hâdiseler karşısında dahi değiştirmeden bir Müslüman’a yakışır şekilde sergilemek zorundadır. Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatına baktığımızda, Ebû Cehil karşısında bile tavır değiştirmediğini görürüz. Bu itibarla da, şayet bir şey karşısında öfkelenmişsek o öfkeyi dışarı vururken dahi kullanacağımız üslûp yine İslâmî bir üslûp olmalıdır. Vâkıa, Kur’ân-ı Kerim bazı ayetlerde kâfirlere karşı sert bir üslûp kullanmıştır. Ama onun o sert üslûbu, şahıslardan ziyade bir kısım çarpık fikirlere ve düşünceleredir. Evet, aslında o, hiçbir kimseyi karşısına alıp hırpalamamıştır. Onun hırpaladığı, kâfir ve mülhidlerden ziyade onların temsil ettikleri ve kıyamete kadar da devam edecek olan kâfirce düşünceler ve mülhidce anlayışlardır. Her zaman, Kur’ân’dan bu dersi alan bizlerin, farklı davranması düşünülemez ve düşünülmemeli.Evet, bizler bu hakikati şahıslar bazında ele aldığımız gibi, devletler bazında da ele alabiliriz. Meselâ, bazı ülkelere karşı zaman zaman üslûbumuzu sertleştirdiğimiz bir vâkıa. Ancak şunu hiçbir zaman hatırdan çıkarmamalıyız ki, ileride gidip o ülkelerde yaşayan insanlara hak ve hakikatleri anlatmayı, onlara, İlâhî mesajları ulaştırıp ebedî bir azaptan kurtarmayı düşünüyorsak daha bugünden sertliği bir yana bırakıp, onlara karşı kullanacağımız üslûbu iyi tespit etmek zorundayız. O hâlde her meselede olduğu gibi, bu meselede de Kur’ân ve Sünnet’in ruhundan süzülmüş ölçü ve kriterlere müracaat etmemiz lâzımdır.Ona Yumuşak Söz Söyleİsterseniz, Kur’ân’dan bir örnekle konuyu daha da müşahhaslaştıralım. Allah (celle celâluhu), Hz. Musa’ya (aleyhisselâm) Firavun hakkında “Ona yumuşak söz söyle, belki düşünür.” (Tâhâ Sûresi, 20/44) diyor. Yani sana ve kavmine yıllarca kan kusturan Firavun bile olsa, yumuşak söz ve tatlı dille muamele edilmesi söz konusu. Burada dikkati çeken önemli bir husus da, Kur’ân’ın düşünmeyi, Allah’tan korkmayı “kavl-i leyyin”e bağlamasıdır. Bunu mefhum-u muhalifiyle ele alacak olursak “Sertlikle üzerine giderseniz ne düşünür ne de haşyet duyar” manasını çıkarabiliriz. O hâlde muhatap kim olursa olsun, bir şeyler anlatabilmek için mülâyemet ve müsamaha vazgeçilmez şartlardır.Demek ki, Müslüman daima tavr-ı leyyin, hâl-i leyyin, kalb-i leyyin, vicdan-ı leyyin, kavl-i leyyin içinde bulunmak mecburiyetindedir ki, gerçek irşad insanı olabilsin. Aksi hâlde, yani yumuşamamış, erimemiş, Muhammedî ruh kalıbına dökülmemiş bir insanın her hâli ve tavrı sun’î ve yapmacıktır. Böyleleri belli bir süre tebessüm etseler de, kuyruğuna basıldığı zaman hemen diş gösterir ve mahiyet-i asliyelerini ortaya koyarlar. Zaten bir yıldız böceği rasat ehlini ne kadar zaman aldatabilir ki?Dövene Elsiz, Sövene DilsizBu ölçüler içinde Hz. Mesih’in ahir zamanda yeryüzüne inmesi ve ümmet-i Muhammed’den birine iktida etme meselesini, onun, Muhammedî ruhtaki mevcut adaleti, re’fet ve şefkatiyle ayrı bir buuda çekmesi şeklinde anlamak mümkündür. Yani Muhammedîlikteki itidalin üstünde hatta belki bazılarınca dengesizlik olarak görülecek şekilde ileriye götürerek “Dövene elsiz, sövene dilsiz ve gönül kıranlara da gönülsüz olması” şeklinde anlayabiliriz.Bu konuda asrın çilekeşi Hz. Bediüzzaman, ne güzel örnektir. O hemen her zaman kendisine işkencelerin en acımasızını ve en insafsızını reva gören ehl-i dünyaya karşı bile bir girizgâh bulup imanî hakikatleri anlatmaya çalışmış ve kat’iyen darılmamıştır. Zaten Ashab-ı Uhdûd da öyle değil mi? Kendilerine hendekler kazıp, o hendeklerin içine itekleyenlere, ruhlarının ilhamlarını boşaltmak için çırpınıp durmuyorlar mıydı?Evet, bağırıp çağırmayla, şiddet ve hiddetle hiç kimseye bir şey anlatmak ve hele kabul ettirmek mümkün değildir. Belki belli bir dönemde şiddet kullanma bir metod ve bir yoldu ama zaman onu neshetti. Artık “Medenîlere galebe ikna iledir” düsturu hükümfermâ. Günümüzün muhabbet erleri, çerçevesini çizmeye çalıştığımız seviyeyi yakalamalı ve bu konuda bol bol temrinat yapmalıdırlar.Evet, yukarıda belirttiğimiz gibi Hz. Mesih, ahir zamanda, ahiretin en ücra köşesinde de olsa o önemli misyonu eda etmek için mutlaka nüzûl edecektir. Nüzûl edecektir ama içinizde şahs-ı mânevînin muhtevî bulunduğu mana ve ruha nüzûl edecektir. Evet, o, bu manaya ve bu ruha kalıp olmak için inecektir. Eğer o ruh yoksa ceset olarak gelmesinin bir manası da olmaz zannediyorum. Hâsılı, netice olarak şunun bilinmesi gerekir ki, ahir zamandaki diriliş, hâl-i leyyin, tavr-ı leyyin, kalb-i leyyin ve kavl-i leyyini temsil edebilen sevgi kahramanlarının diriltici soluklarıyla gerçekleşecektir.

9 Ocak 2015 Cuma

Rahmeti Sonsuz’a iltica

Cenâb-ı Hak, insanların hüsn-ü zanlarını bir dua kabul edebilir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), cenazesinde kırk (hatta bir rivayette üç) salih adam bulunan bir insanın cennete gideceğini müjdelemiş, o insanların iyi şehadette bulunmalarının şefaatçi olacağını beyan buyurmuşlardır.Bununla beraber, Allah’ın rahmetine sığınma, “Sadece Senin kapın var.” deme çok önemlidir. Hani bir menkıbede anlatılır: Bir zat pek çok talebe yetiştiriyor. Talebeler, bir zaman sonra ufukları açılınca bakıyorlar ki; efendi hazretleri şekâvet kutbunda duruyor. Yavaş yavaş ayrılıyorlar onun yanından, birer birer gidiyorlar. Tek bir mürid kalıyor vefa ile dopdolu. “Dine muhalif bir yanı var mı üstadın?” diye düşünüyor; kılı kırk yararcasına dini yaşayan, mişkât-ı nübüvvet altında hareketlerini götüren bu zatta dine ters hiçbir şey görmüyor. Herkes gitse de o kalıyor hocasının yanında. Bir gün hak dost diyor ki, “Arkadaşların neden gitti, sen neden kaldın?” Sorusunda ısrar edince vefalı talebe cevaplıyor: “Efendim, onlar, hakkınızdaki müşahedeleri ve berzahî mahiyetiniz itibariyle sizi şakî gördüklerinden yanınızdan ayrılmayı uygun buldular. Bana gelince, gözüm sizde hakikate açıldı. Size vefasızlık edemezdim.” Şeyh efendi, “Evladım, ben o yazıyı kırk senedir öyle görüyorum ama bana başka kapı gösterebilir misin ki ona gideyim...” diyor. Bu sözünden sonra o şakî yazısı silinip “saîd”e inkılap ediyor.Onun için meselenin imtihan yönünü de ihmal etmemek lazım. Siz, başınızı eşiğe kor beklersiniz de kırk sene hiç kabul edilmeyebilirsiniz. Bir fert namaz kılsa oruç tutsa binlerce ibadet ü tâat yerine getirse de ancak Allah’ın rahmetiyle cennete gidebilir. O, murad buyurursa bütün insanlığı cehenneme koyar ve buna kimse bir şey diyemez; mülk O’nundur; istediği gibi tasarruf eder. O zat, bu mülahazalarla başını bu eşikten hiç kaldırmıyor, hep vefayla davranıyor. Allah (cc) bu şahsın zatında örnek alınacak bir yüksek karakteri ortaya koyuyor. Kırk sene Rabb’ine el açmış, o kapıdan başka kapı bilmemiş, neticede bir vefa kahramanı olmuş.İşte, bu vefa çok önemlidir. Bazen bir söz, bir tavır, bir davranış Hak katında pek hora geçer. Bilemeyiz, Erzurumluların ifadesiyle bahane Tanrı’sının kimi ne ile affedeceğini bilemeyiz. Bize düşen şey, kemâl-i sadakatle O’na bağlı yaşamaktır. O’nsuz yapamayacağımızı hem vicdanımızda duymak hem de bunu her fırsatta ifade etmektir.Başka Kapı YokÜstad da aynı şeyi ifade ediyor: “Senden başka kapı yok ki ona gidilsin.” diyor. Bu genel bir mülahazadır. İbrahim Ethem de aynı nağmeyi seslendiriyor:“Hecertü’l-halka turran fî hevâkeVe eytemtü’l-iyâle likey erâkeVelev katta’tenî fi’l-hubbi irbenLemâ hanne’l-füâdü illâ sivâke.Tecâvez an daîfin kad etâkeVe câe râciyen yercû nidâkeVe in yekü ya müheyminu kad asâkeFelem yescüd lima’bûdin sivâke.İlahî abdüke’l-âsi etâkeMukırran bi’zzünûbi ve kad deâkeFein tağfir fe ente ehlün lizâkeFein tadrud femen yerham sivâke.”(Allah’ım, Senin uğruna her şeyi terk ettim. Cemâlini görmek için çoluk-çocuğu yetim bıraktım. Aşkınla beni parça parça etsen de şu kalbim Senden başkasına meyl etmeyecektir. Eşiğine gelmiş bu dilenciyi hoş gör. Hoş gör ki, o Senin davetinden ümitlenip Sana koşmuştur. Ey her şeyi bilen, her şeyden haberi olan Müheymin, Kulun günahlara batmıştır, batmıştır ama Senden başkasına da secde etmemiştir. İşte, asi kulun kapına geldi, Günahlarını itiraf edip yalnız Sana iltica ediyor. Onu affedecek sadece Sensin; Affetmez de kapından kovarsan, Senden başka kim var ki ona merhamet etsin.)Evet, “Her ne kadar hayatım Sana isyanla geçmişse de Sen’den başka mabuda secde etmedim.” diyor. İşte bu duygu, nezd-i Ulûhiyette hora geçen bir duygudur. Bu duyguda bir mahviyet vardır; ma’siyeti kabul vardır. Şahsı adına yaptığı en küçük inhirafları çok büyük ve mahvedici olarak görme vardır. Fakat aynı zamanda Allah’ın rahmetinin enginliğine sığınma da vardır.

7 Ocak 2015 Çarşamba

Waa2 Arama Motoru

Waa2 arama motoru

Waa2, internet kullanıcılarının online alışveriş esnasında ihtiyaç duydukları kategorilerde satışa çıkarılmış ürünleri bulmalarını sağlayan araba, ev, iş ve ürün arama motorudur. Dünyada 16 ülkede olduğu gibi hizmetlerini ülkemize de sunan Waa2 aracılığıyla ev, ikinci el arabaiş ilanları, en ucuz ev eşyaları vb. her türlü alanda var olan ihtiyaçlarınızla ilgili arama yapabilirsiniz. Waa2 arama motoru yalnızca kaliteli hizmet ve ürün trafiğine müsaade tanımaktadır. Bu sayede alışveriş sürecini gönül rahatlığıyla geçirebilirsiniz.

Waa2 ürün arama motoru, Türkiye de hepsiburada.com, morhipo.com, teknosa.com, trendyol.com, markafoni.com, gittigidiyor.com ve n11.com gibi en çok ziyaret edilen 100 den fazla mağaza ile iş ortaklığı kapsamında ürünlerini barındırmakta, neredeyse aradığınız her ürünü bulabileceğiniz bir platform olma özelliği taşımaktadır.

Online alışveriş insan hayatını kolaylaştıran en önemli etkenler arasında bulunmaktadır. Normal şartlar altında alışveriş yaptığınızda uzun yürüyüşler yapmanız gerekir. Alışveriş sürecinde ihtiyaçlarımızı tam anlamıyla karşılayana dek yeterince zaman kaybettiğimiz gibi aynı zamanda yakıt veya diğer ulaşım masraflarına girmek zorunda kalabiliriz. Ürün veya diğer hizmet ihtiyaçlarımızı online alışveriş platformlarından karşıladığınızda yorucu zahmetlere katlanmanıza engel olarak yol ve zaman yönünden karlı bir dönüş yapar.

Waa2 hizmet platformunun çalışma anlayışı insanların satın almak istedikleri herhangi bir ürünü veya işi saniyeler içerisinde karşılarına çıkarmak üzerinedir. Kendi çabalarınızla onlarca alışveriş sitesini incelemeye kalkıştığınızda belki beklentilerinizi karşılayacak ürün veya hizmeti bulabilirsiniz fakat bu durum zaman kaybı yaşadığınız gerçeğini kesinlikle değiştirmez. Kullanıcılarının yalnızca kaliteli hizmetlerden yararlanması için çalışan Waa2 zamanlarını da önemser. Arama talepleriniz sonucunda ne istediğinizi anlar ve birkaç saniye geçmeden arama yapan kullanıcılarını karşısına çıkmasını beklediği ürünlerin yer aldığı alışveriş sitesine yönlendirir. Kullanıcılar sistem üzerinden alışveriş sitesine ulaştığında Waa2 kullanıcı yorumlarını ve alışveriş sitesinde ne kadar vakit geçirdiklerini göz önünde bulundurarak alışveriş sitesinin kalitesini tespit eder. Bu sayede her zaman karşınıza yalnızca kaliteli ürün trafiği çıkmasını sağlar.

Alışveriş yaparken dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta daha bulunmaktadır. Satın almanız gereken yüksek kalite değerindeki ürünlere ekonomik bütçeyi sarsacak büyük paylar ödemek oldukça yanlıştır. Tam aksine daha küçük bedeller ödeyerek aradığınız kaliteli ürünleri Waa2 arama motoru üzerinde bulabilirsiniz. Waa2 internette satışa çıkarılmış kaliteli ürünleri kullanıcıları için en ucuz fiyat aralığından yükseğe doğru sıralamaktadır.

İndirimli ürünlerin hayatınızdaki anlamı büyükse ve alışverişe çıkmanız gerektiğinde yalnızca indirimli ürünlerle karşılaşmak istiyorsanız Waa2 en ucuz ürünler bölümüne göz atabilirsiniz. Genel ürün indirimlerinin yanı sıra Waa2 alışveriş sisteminden ürün satın aldıkça belirli markalara özel hediye kodları da kazanabilirsiniz.

Kış mevsiminin girmesiyle birlikte çizme modelleri internet dünyasında en çok aranan ürünler arasında yerini aldı. Fakat girdiğiniz her sitede ekonomik kar payları ayırarak aradığınız kaliteli ve şık çizme modellerini bulabilmeniz mümkün değil. İnsanlar aradıkları şıklıktaki modeli en ucuz fiyata bulana kadar saatlerini hatta bazen günlerini bile kaybedebiliyorlar. Zaman kaybına engel olmak için tasarlanan Waa2 kullanıcılarını aradıkları şıklığa ve kaliteye kısa süre içerisinde kavuşturuyor.

Arama yaptığınızda satın almak istediğiniz ürün henüz piyasaya sürülmemiş olabilir. Aynı zamanda karşılaştığınız ürünler beklediğiniz fiyatların bir miktar üzerinde olabilir. Ürünlerin gelecek zamanlardaki fiyat durumunu öğrenmek ve satışa sunuldukları an haber almak istiyorsanız Waa2 sistemine bu konuda talep verebilirsiniz. Sistem talebinize dayanarak düzenli periyotlarla ürün araması yapar ve durumu e-postanız aracılığıyla sizlere bilgi verir.

Yeni bir ev veya araba bulmakta zorlanıyor musunuz? Waa2 üzerinde örneğin ikinci el fiat arabaveya diğer markaların üretimini üstlendiği her türlü ikinci el arabayı bulabilirsiniz. Araba yanı sıra platformumuz üzerinden satılık ve kiralık daire araması da yapabilirsiniz. Normal şartlar altında aranılan türde bir ev bulmak oldukça zordur. Fakat Waa2 içeriğinde yer alan binlerce ev arasından beklentilerinize uygun bir tanesini bulabilirsiniz.

Örnek olarak istanbul satılık daire için bir arama yaptık. İstanbul satılık daire bağlantısına tıkladığınızda karşınıza istanbulda ki onbinlerce ilan çıkacaktır.

 Ev, araba veya söz konusu her ne olursa olsun beklentilerinizi karşılayacak türde ürünler, konutlar ve iş ilanları Waa2 arama motoru üzerinde yer almaktadır.

Waa2 ürün alışverişlerinde olduğu gibi aynı zamanda ürün satışlarında da her zaman kullanıcılarının işini kolaylaştırmaktadır. İlan siteleri olan webmasterlar XML feed oluşturarak web sitelerinde yer alan ilanların Waa2 sistemi üzerinde listelenmesini sağlayabilir. Gönderdiğiniz feed sisteme ulaştıktan birkaç gün sonra incelenir ve içerikleriniz arama sistemi üzerinde listelenmeye başlar. Satışa çıkardığınız ürünler Waa2 sisteminde listelendikten sonra süre sonra sitenize müşteri akışı da başlayacaktır.

Waa2 xml feed yapısı için feed sayfasını sayfasını incelemelisiniz

Ürün veya ilan siteleri için,  cpc(tıklama başına) veya  cps(satış başına) reklam modelleri mevcut.

Tıklama başına 0.05 ile 0.12 arasında değişen oranlarda reklam verilebiliyor.

Reklam ve iş ortaklığı için iletişim sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

 

2 Ocak 2015 Cuma

Husûmete vaktimiz yoktur

Cihadın farz olduğu doğrudur ancak cihat çok çeşitli ve rengârenktir ve her devrin kendine göre bir cihadı vardır.Öncelikle şunu ifade edeyim ki cihat şuuru, kişinin içinde yaşadığı devrin cihadını bilmesidir. Moskofla karşılaştığımız zaman ninelerimiz bile cihat yapmasını bilmişlerdir. 93 Savaşı’nda Erzurum Palandöken’e kadar gelen Rus orduları, bir yerde Muhtar Ahmet Paşa’yı öbür yerde Kurt İsmail Paşa’yı geride bırakıp Erzurum’un burnunun ucuna kadar gelmişler fakat cihat yapmasını bilen mücahide kadınımız satırı eline alıp şafak vakti ezan okunurken Palandöken’de Rus ordularının karşısına dikilivermişlerdir. Bu manzara karşısında Rus ordusu Erzurum’un içine geçit olmadığını anlamıştır. İşte biz, yeri geldiğinde böyle cihat yapmasını da biliriz. Ancak her şeyin bir yeri, her halin bir makamı vardır.Fahr-i Kâinat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), -hâşâ- ne korkaktı, ne de cihat yapmasını bilmeyenlerdendi. O, cihadı en iyi şekilde yapıyordu ve harp tekniğine de sahipti. O’nu bugünün düşünürleri dahi her sahada beşerin birincisi olarak kabul etmektedirler. Allah Resûlü, Bizans ordularına karşı üç yüz-dört yüz adam göndermiş, askerler, onları tehdit edip geriye dönmüşlerdir. Bu şekilde askere can ve cesaret gelmiş, karşı tarafın da kuvve-i maneviyesi kırılmıştır. Yine Efendimiz, herhangi bir harp hazırlığı yapmadan, yanındaki sahabilerle sadece ticaret kervanını takip etmek üzere Bedir denen köye kadar gitmiş ve oradan zaferle dönmesini bilmiştir. Ancak Kur’an, Allah Resûlü’ne, “Sen, insanları Rabb’inin yoluna hikmetle (akıllarında itminan hâsıl edecek şeylerle), mev’ize-i hasene ile davet et.” (Nahl, 16/125) “Emr-i bi’l-maruf nehy-i ani’l-münker” yap, Allah’ı anlat, tebşir et diyordu. Fahr-i Kâinat Efendimiz’in Habeşistan’da, Medine-i Münevvere’de kurduğu ilk misyonlarıyla, büyük mücahidleriyle yaptığı iş böyleydi. Allah Resûlü, cihadını daha ziyade böyle yapmıştı. Bu, meselenin bir yönüdür.Dâhilde münakaşa, zulme götürürMeselenin diğer yönüne gelince bizim, muhabbet fedaileri olarak husûmete vaktimiz yoktur. Dâhilde maddî mücadele ve münakaşa, zulme götürücüdür. Mescide girip masum-gayri masum bütün halkın üzerine bomba atıp öldürülmesine dair ancak caniler fetva verebilir. Onlardır ki sinemaya giren çoluk çocuğun üzerine bomba atarlar. Ve onlardır ki her yerde patlamalar meydana getirirler. Mü’mine gelince o, bir tek insanın canına kast etmesinden dolayı yakayı kaptıracağı endişesiyle bir tek sineğin kanına dahi girmek istemez. İşte bu, bizim mesleğimiz ve meşrebimizdir. Bu sahneye muhabbetle çıktık ve işimizi yine muhabbetle devam ettireceğiz.Onun için bu devirde dövene elsiz, sövene dilsiz olmak gerekir. Belki yer yer başkaları tarafından dövülebiliriz. Ben, şimdiye kadar yüzü kanlar içinde çok mü’min arkadaş gördüm. Fakat biz, aynı şekilde bir tepki göstermeyi aklımızın köşesinden geçirmedik. Nitekim bu milletin başında devlet vardır ve devletin askeri ve polisi vardır. Polis, sivil halk içinde nizam ve asayişi temin eder. Onların vazifelerine müdahele etme, vazifelerini güçleştirme demektir. Hâlbuki biz prensip olarak nizamın ve nizamcının yani asker ve polisin yanındayız. Asayişsizlik görürsek asayişi temin eder, bu hususta elimizden gelen yardımı yaparız. Biz asayişin muhafızlarıyız. Zulme uğrasak bile aksini düşünmeyiz. Mesela beni tutup götürseler, her adım başı vücudumdan bir şey koparsalar yine bu memlekette zincirleme fitne ve fesada sebebiyet verecek herhangi bir harekete tevessül etme niyetinde değilim.Bence aklı başında olan insanlar her türlü politik mülahazalardan tecerrüd ederek, sokaklara ve duvarlara yazı yazma gibi hasis bir işten alın da kalelerin burçlarına bayrak asmaya kadar ne kadar iş varsa bunları varsın vatan hainleri ve kökü dışarıda kuvetli dış mihrakların piyonları yapıversinler. Şayet polis bu işin üstesinden gelemiyorsa, yerinde bu memlekette asayişi düzeltmek üzere müdahil durumunda askeriye vardır. Askeriye içte ve dışta pek çok şey yapabilecek güçtedir. Varsın onlar yapsınlar. Ben niçin bu memleketin asayişini düzelteceğim diye karışacağım ve sonra kıtal ve cidalle fitneye sebebiyet vereceğim? Bunlar yanlış müdahale ve mualecelerdir. Onun içindir ki zaten memlekette kutuplaşmalar olmuştur.Bu memlekette şakilerle uğraşmak üzere mahkemeler, hâkim ve savcılar, polis ve askeriye vardır. Kars’taki kaleye Moskova’nın bayrağını asanlarla, duvarlara orak-çekiç resmi yapanlarla, pankartlara Mao-Lenin diye yazıp sokaklarda dolaşanlarla biz değil, memleketin kolluk kuvvetleri uğraşsınlar. Bize düşen; ilim yapmak, okumak, düşünmek ve düşündürmekle başkalarını uyarmak, müspet işlerle meşgul olmaktır.Not: Bu metinler, Muhterem Hocaefendi’nin, 1970’li yıllarda, cami cemaatinin sorularına verdiği cevaplardan derlenmiştir.