31 Ocak 2014 Cuma

Sözün Özü

Hâlis ubudiyetin yolu, bu dünyada birtakım harikuladeliklere mazhar olunsa bile bunu bir aybaşı hâli telâkki ederek, bir an evvel bunlardan sıyrılıp sadece Allah’la meşgul olmaktır.Kerameti arzu etmek ve beklemek, olmuş bazı şeyleri başkalarına kerametvâri anlatmak, meşgul olunması gerekli olan büyük hakikatleri bırakıp Allah’ın imtihan için verdiği çok küçük ve değersiz şeylerle meşgul olmak demektir.

Facebook Virüslerinden Kurtulmanın Yolları

Birçok insanın başına bela olan Facebook virüslerinden kurtulmayla ilgili bilgilendirici ve herkesin yararlanabileceği, adım adım görsellerle anlatılan bir içerik hazırlamanın yararlı olacağını düşünerek böyle bir şey hazırladım.

Öncelikle şunu belirtmem gerekir; Facebook virüsleri bulaşma bakımından da, davranış bakımından da farklılıklar gösterebilir. Ben sıkça görülen virüsleri ele alarak, kurtulma yöntemlerini anlatmaya çalıştım.

Facebook Uygulama Virüsü Temizleme

Facebook üzerinde kullandığınız(izin verdiğiniz) uygulamaların sizin istemediğiniz şekilde davranması sonucu oluşan durumlardır. Bunu tespit etmek ve kurtulmak kolaydır.

Eğer paylaşılan gönderiler de resimdeki gibi bir bilgi (.... aracılığıyla) varsa bu uygulama virüsüdür.

facebook virüs

Kurtulmanın yolu ise aşağıdaki gibidir;

facebook uygulama virüsü temizleme

Resimde görüldüğü gibi uygulamayı kaldırabilirsiniz. Adımları yazılı yazacak olursak aynen şu şekildedir;

Hesap Ayarları > Uygulamalar > İlgili Uygulamanın Karşısındaki "x" işaretine bas > Kaldır butonuyla uygulamayı kaldır.

Size tavsiyem, devamlı kullanmadığınız veya güvenli olduğundan emin olmadığınız uygulamaların hepsini kaldırmanızdır.

Chrome Eklenti Virüslerini Temizleme

Bu virüs Chrome kullanan kullanıcılarda görülen, son zamanlarda oldukça yaygınlaşmış bir virüs çeşididir. Chrome virüsleri de farklı farklıdır, ben üç-dört türlü temizleme yöntemi göstereceğim, bu yöntemleri uyguladığınız takdirde sorun kalmayacaktır. 

1. Yöntem

Bu işlemi de herkesin yapabilmesi adına resimle anlatacağım;

facebook chrome virüsü

Resimde görüldüğü gibi eklentiyi kaldırabilirsiniz. Adımları yazılı yazacak olursak aynen şu şekildedir;

Menü ikonu > Araçlar > Uzantılar > İlgili eklentinin karşısındaki sil butonuna basarak kaldır.

Resimde görülen eklenti zararlı bir eklenti değildir, sadece örnek olsun diye onun üzerinden anlattım. Siz bu işlemi kasıtlı olarak yüklemediğiniz tüm eklentilere uygulayın. Kendiniz herhangi bir eklenti yüklemediyseniz, hepsini kaldırmanız yerinde olacaktır.

2. Yöntem

Burada resimle göstermek yerine adım adım anlatmam gerekiyor.

1. Adım: Başlat ikonuna tıklayıp çalıştır/arama alanına "Regedit" yazıyoruz ve karşımıza çıkan programı siliyoruz.

2. Adım: Sol bölmede bir menü var. O menüde klasörler var. Sırasıyla şu dizini takip ederek klasörleri açıyoruz. HKEY_LOCAL_MACHINE > SOFTWARE > Policies > Google > Chrome

Bu dizin siz de mevcut değilse bu işlemi atlayabilirsiniz.

3. Adım: Bu dizindeki klasörü açtığınızda karşınıza "asdadsfclbonhleeank" gibi saçma bir isimde dosya olacaktır. Bu ve bunun gibi dosyaları siliniz ve tarayıcınızı yeniden başlatınız.

3. Yöntem

Eğer yukarıdaki işlemleri yaptınız ve hala virüs silinmediyse, şu adımları izleyip, Chrome'a yeni kullanıcı ekleyiniz;

Yukarıdaki görselde gözüken Chrome menüsüne tıklayın. Sırasıyla; Ayarlar > Kullanıcılar
Bu kısımda çok basit bir şekilde 'Yeni kullanıcı ekle'yin ve önceki kullanıcıyı silerek Chrome'u kapatıp yeniden başlatın. Eski kullanıcıyı silmeden bu kullanıcı ile ilgili tüm hareketlerin ve oturumların silineceğini unutmayın.

Bundan da sonuç alamazsanız Chrome'u bilgisayarınızdan kaldırıp tekrar yükleyiniz.

Firefox Facebook Eklenti Virüslerini Temizleme

Eğer Firefox tarayıcısı kullanıyorsanız ve bu virüs bu şekilde size bulaşmışsa, Chrome için anlatılan işlemleri Firefox için de uygulayabilirsiniz. Bu virüs genelde Chrome üzerinden bulaştığı için, anlatımı onun üzerinden yaptım. Chrome'da "Uzantılar", Firefox menüsünde "Eklentiler" olarak geçer.

Şu ana kadar yaygın olan virüslerinin birçoğunu yukarıda anlatılan yöntemlerle temizleyebilirsiniz. Fakat yukarıdaki işlemlere yapmanıza rağmen virüsten kurtulamadıysanız şifrenizi değiştirin ve iyi bir antivirüs programı ile bilgisayarınızı tarayıp virüslerden temizlemenizi öneririm.

Herkesin anlayabileceği şekilde görsellerle anlatmaya çalıştım. Umarım faydalı olur.

Önemli Not: Gerekli gördüğümde bu içeriği güncelleyeceğim, sizin için de her zaman elinizin altında duracak bir doküman olacaktır. Siz de yorum kısmından deneyimlerinizi yazarsanız, gerekli geliştirmeleri sizin katkılarınızla daha iyi bir şekilde yapabilirim.

28 Ocak 2014 Salı

Bir Gelir Gider - Cemal SAFİ


Yüzüne bakınca içim tutuşur,
İçime bir kızıl kor gelir gider.
Geçtiğin sokaklar şavkınla ışır,
Bastığın toprağa nur gelir gider.

Helal-i hoş olsun gurur da naz da
Ne olur tebessüm etsen biraz da?
Gülmezsen gökyüzü aysız kalmaz da,
Yüzün gibi mehtap zor gelir gider.

Tarifin olmuyor ne kadar yazsam,
Ellerim tutmuyor resmini çizsem,
O güzel çehreni görmeyen ressam ,
Bilmez ki dünyaya kör gelir gider.

Yeryüzü hiç afet görmedi sanma,
Ey benim aklımı alan muamma ,
Her türlü felaket mümkündür amma,
Sen gibi kıyamet bir gelir gider.

Kaynak: Şiir Dinle

24 Ocak 2014 Cuma

Büyüyorum - Yılmaz Erdoğan


Büyüdükçe,
sentetik zamanlara
kangren ayaklar bastım,
izi kaldı
ömrümün...

Kara çaldılar yüzüme
bütün kara parçalarında
elbette
'afrika dahil'
parça başı çalışan
kiralık katildi zaman.

Gülüşüm sivas yangını,
ağlarsam kızma...
ölmek bile
yakışıyor bazı adama...

Kaynak: Şiir Dinle

Temsil, tebliğden önde gelir

Olumlu ve müspet davranışların, temsil mevkiinde bulunan insanlar tarafından ortaya konulması, o işin müessiriyeti açısından çok önemlidir.Yani bir insan namazı anlatıyorsa öyle bir namaz kılmalı ki, dışarıdan ona bakanlar, “Bu zatın hiçbir şeyi olmasa, sadece şu namazı, onun hak çizgide olduğunu gösterir.” demelidirler. Tabiî o, namazını öyle kılması gerektiği için öyle kılacak, öyle desinler diye değil. Öyle ki onu böyle bir namazda görenler tam inanmasalar da onun bu namazının büyüsüyle inanmalıdırlar. Evet, temsilde hep önde yürümek gerektir.İnsanlar için “üsve-i hasene” olan Nebiler Serveri, başına gelen türlü türlü belâ ve musibetlere karşı takındığı tavrında, tebliğinin yanında temsilde de en iyi ve kusursuz bir örnekti. Meselâ bir defasında O (sallallâhu aleyhi ve sellem) istirahate çekildiği bir gece, sabaha kadar dönüp durmuş ama bir türlü uyuyamamıştı. Evet, sağına soluna dönüyor, “uf”layıp duruyor ve âdeta ızdıraptan iki büklüm oluyordu. Sabah olunca hanımı O’na (aleyhi ekmelüttehâyâ) sordu: “Yâ Resûlallah, bu gece rahatsız mıydınız? Çok ızdırap çektiniz.” Allah Resûlü’nün cevabı şu oldu: “Yatağımı hazırlarken, yere düşmüş bir hurma buldum. Onu ağzıma koydum. Fakat sonra aklıma geldi ki, bizim evde bazen sadaka ve zekât hurmaları da bulunuyor. Ya bu hurma, onlardan idiyse! İşte sabaha kadar bunu düşündüm, bunun ızdırabıyla sağa sola dönüp durdum ve bir türlü gözüme uyku girmedi.” (Ahmed İbn Hanbel)O (sav), Fevkalâde HassastıEvet, sadaka ve zekât O’na haramdı. Ancak bu hurma, kendine ait hediye hurmalardan da olabilirdi. Hatta bu ihtimal, diğer ihtimalden daha kuvvetliydi. Çünkü O’nun hanesinde, sadaka veya zekât malları kat’iyen gecelemezdi, geldiği gibi dağıtılırdı. Şimdi şüphenin böyle en küçüğüne karşı bu ölçüde hassas davranan ve hayatını hep bu hassasiyet içinde sürdüren birinin, kesin haram olan bir işe yanaşması mümkün müdür? Evet, O, en küçük şüpheli bir şeyle dahi ruh dünyasını kirletmeme mevzuunda fevkalâde hassastı.O, bir başka sefer mihrapta namaza duracağı esnada –O’na canlar kurban!– aklına birden bir şey geliyor ve hemen kendi hücrelerine çekiliyorlar. Hücre-i saadetlerine soluk soluğa giriyor; yapacağını yapıyor sonra da namaz için tekrar geriye dönüyor. Daha sonra durumu şöyle izah ediyor: “Ben namaza dururken evde fakirler için dağıtılacak bir şey vardı. Onu dağıtmadan namaza durursam kalbimi meşgul edeceğinden korktum. Sonra eve gidip Âişe’ye onu hemen verilecek yerlere vermesini söyledim. (Belli bir sorumluluktan sıyrılarak gelip öylece namaza durmayı arzu ettim.)” (Buhârî)Evet, herhangi biri Efendimiz’in sadece cömertliğine, infak mevzuundaki hassasiyetine ve dünya karşısındaki tavrına baksa kendi kendine, “Bu Zât’ın hiçbir şeyi alınmasa bile şu tavrı ve duruşu alınabilir!” diyecektir.Efendimiz’in haccını ve orucunu da bu çerçevede ele alıp aynı değerlendirmeyi yapmak mümkündür. Meselâ, oruç konusunda kendileri visal yapıyor fakat başka birisi visal yapmaya kalkınca ona dayanamayacağını söylüyordu. O, kendine has konsantrasyonu ile o durumu atlatıyor ve Allah’ın kendisini yedirip içirdiğinden bahsediyordu. Aslında Efendimiz o konsantrasyonun ve o câzibedâr güzelliklerin engin iklimi içinde cismaniyete ve bedene ait şeyleri âdeta duymaz hâle geliyordu. Bunlar O’nun için ne olacak ki! Günümüzde Uzakdoğu toplumlarında bahis mevzuu olan, bir kısım ruhî terbiye ile belli ölçüde aç ve susuz durulabiliyor. Ne var ki Allah Resûlü bunu bir ibadet neşvesi içinde yaşıyordu ki, bütün bunlar Allah’ın her şeyin en mükemmelini ortaya koymada O’nu örnek yarattığını göstermektedir. Evet, Allah (celle celâluhu), ölüm gelip çatıncaya kadar O’nun sürekli kullukta bulunmasını istiyordu ve öyle de oldu. Musibetlere Karşı Temsil DuruşuNebiler Serveri’nin temsil gücü ve duruşu, başına gelen belâ ve musibetlerde de en bariz bir şekilde kendini gösterirdi. Evet, Allah Resûlü çok defa belâların en büyüğüne maruz kalıyordu; kalıyordu zira bu, ilâhî ahlâk ve ilâhî âdetin bir neticesiydi. O, “İnsanların belâya en çok dûçâr olanları, nebiler (Bazı rivayetlerde nebilerden sonra salihler, bazı zayıf rivayetlerde ise nebilerden sonra evliya denmektedir) daha sonra da derecesine göre başkaları gelir.” (Tirmizî) buyurarak işte bu hakikati dile getirir.Bu demektir ki insan, ne kadar zirvede ise o kadar çok musibete maruz kalır. Soğuk, kar, fırtına ve tipi ilk defa zirveleri tuttuğu gibi, sıkıntı ve ızdıraplar da en başta zirve insanları vurur. Eğer belâ bir yerden kalkmamaya karar vermişse, bu zirve insanların karar kıldığı yerden kalkmaz ve dolayısıyla bu yüce kâmetlerin bir yanında sürekli kış yaşanır durur. Zirveye yakın olan yerler ise onlar da değişik mevsimlerde hem o kardan, hem doludan, hem de dumandan nasiplerini alırlar. Önce konuyu böyle anlamak gerekir; gerekir, zira bu İlâhî bir âdettir. Çünkü öyle olmasa, önlerindeki temsil konumunda bulunan bu zatlara gözünü dikip bakan kimselerin, “Maşaallah keyfi yerinde!” gibi sözler söylemeleri de ihtimal dâhilindedir.

20 Ocak 2014 Pazartesi

Cahit Sıtkı Tarancı - Memleket İsterim


Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

Kaynak: Şiir Dinle

17 Ocak 2014 Cuma

İnsan, tefekkürle mükelleftir

Afâk, ufkun; enfüs de nefsin çoğuludur. Ufuk, bize göre, dağların zirveleri, güneşin doğup battığı yerlerdir.Diğer bir tabirle, zeminin, semanın etekleriyle birleştiği yere âfâk denir. Dolayısıyla da bu sahadaki bir tefekküre âfâkî tefekkür diyoruz ki bununla kastedilen, insanın dışındaki bütün dünya ve kâinatlardır.Enfüs ise nefsin çoğulu olup, insanın mana ve maddesi demektir Ayrıca insanın özüne ve onun içinde şeytanın yaptıklarını yapana da nefis denir. Bir manada o; şehvet, gazap, hiddet, öfke, hırs, kapris ve inat gibi çeşitli duyguların bir araya gelmesiyle oluşan mekanizmanın başında bir santral memuru gibidir. İhtimal şeytan, onun vasıtasıyla, bizimle ruhumuzla münasebet kurup, değişik tesvilatta bulunur ve bize zarar vermek için bazen şehveti ve gazabı bazen de inat ve kini kullanır; hatta yerinde, vahyin ışığıyla aydınlanmamış ve terbiye görmemiş azgın aklı kullanır ve bunlarla da bizlere zarar verir.Nefsin bir diğer yorumu da mahiyet-i insaniyedir. Bu, “Kendi kendinizi öldürmeyiniz.” (Nisa, 4/29) ile anlatılan nefistir, yani insanın zatıdır. Nefsin korunması usûl-ü hamseden (hukuken, korunması gereken beş temel prensip) biridir. Burada kastedilen şey de işte budur ve bu sahadaki tefekküre enfüsî (nefisle alakalı) tefekkür denmektedir.Âfâkî ve Enfüsî TefekkürEvet, insan, böyle iki çeşit tefekkürle mükelleftir. Kur’an’da bu iki tefekkür çok defa yan yana anlatılır. Mesela, bir ayette O, “Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, düşünen insanlar için elbette birçok dersler vardır.” der. (Âl-i İmrân, 3/190) Keza, “O kâfirler bakıp da düşünmezler mi deve nasıl yaratılmış? Gök nasıl kurulup uçsuz bucaksız yükseltilmiş? Dağlar nasıl da yeri tutup, dengeleyen direkler halinde dikilmiş. Yeryüzü nasıl yayılıp hayata elverişli kılınmış?” (Gâşiye, 88/17-20) diyerek, insanları böyle kapsamlı bir tefekküre yöneltir. Benzeri ayetler çoğu zaman, “Hâlâ düşünmüyorlar mı? Hâlâ akıllarını kullanmıyorlar mı?” şeklinde de ifade edilir.Kur’an’da çok defa âfâkî tefekküre davetten sonra insan, hemen enfüsi tefekküre yönlendirilir ve onun elinden, ayağından, renginden, dilinden, lehçesinden, uzuvlarından sözedilir. Böylece o, âfâkî tefekkürün hemen arkasından enfüsi tefekküre geçer. Geniş dairede kâinat kitabındaki tefekkürü müteakip, zihnimiz dağılmasın diye daha küçük mikyasta karşımıza koyduğu küçük bir kitap sayılan kâinat kitabının fihristi insanın iç dünyasında bizi mütalâaya sevk eder. Mesela, “Muhakkak göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde düşünen insanlar için elbette birçok ibretler ve dersler vardır.” (Âl-i İmrân, 3/190) dedikten sonra hemen “Ey büyük Rabbimiz! Sen bunları gayesiz, boşuna yaratmadın…” ifadesiyle devam eder ki, bu, bütünüyle bir âfâkî tefekkürdür. Bazen de “Bizzat kendi varlıklarınızda da böyle deliller vardır.” deyiverir. (Zâriyât, 51/21) Görüldüğü gibi burada Cenab-ı Hak, semaları nazara verip Allah’ın vaad ve vaîdlerinin oradan geleceğini, her şeyin oradan başladığını, insanların başına kıyametlerin oradan kopacağını söyledikten sonra hemen arkasından; “Nefislerinizde de basiretinizi açıp derinleşmek, im’ân-ı nazar etmek istemiyor musunuz hâlâ?” denilmektedir ki bu da âfâkî ve enfüsî tefekkürün ne kadar iç içe olduğunu gösterir.Tekrar edelim biz, kâinatın geniş kitabı hakkında düşünmeye âfâki tefekkür diyoruz. Fiziğin, kimyanın, astronominin ışığı altında, onların açtığı yolda, Cenab-ı Hakk’ın varlığına ve birliğine, O’nun Zât, Sıfât ve Esmâsının delillerine, hatta daha da derinleşerek, sıfatlar ufkuna, dahası onun Zât’ını görme ve bilme arzusuna girer, sonra yine döner kendi nefsimizde düşüncelere dalarız. Mesela gözlerimizi ele alalım; onları daha yakından gördüğümüz için tümsekliğini, adesesini, merceğini, kısacası onun her yanını tefekkür ederiz. Güneşle gözümüz arasındaki münasebeti görmek için ışık dalgalarının görmeye müsait olmasını, insanın ancak milyonda beş-altı görebilecek mahiyette yaratılmasını düşünür ve bu müktesebatla daha uzaklara doğru okumaya hazır hale geliriz. Öyle ki artık bu temaşa, elimize verilen bir kitapta hakikatleri takip gibi bir şey olur.Sonra ellerimize bakarız, gökteki yıldızlara âfâkî tefekkür adına baktığımız gibi, enfüsî tefekkür için de parmaklarımız, onların mafsalları, parmak arasındaki kuvvet dengesi, ellerimizin belli parçalardan meydana gelmesi ve azamî tasarruf prensibiyle beş parmak tek bir el ayasıyla pek çok şeyler yapar durumda bulunması, bununla zevk alınacak şeylerden zevk ve lezzet alması, gerektiğinde hasımlarımıza karşı bir müdafaa aleti halini alması…vs. Evet, işte bütün bunları görüp düşündüğümüzde, “Allah bir alet yapmış ama onunla bin işi birden gördürüyor.” deriz. Böyle bin çeşit işi yaptırtmak için, bütün insanlar, şu andaki teknik imkânlarıyla seferber olsalar yine de aynı başarıyı yakalamazlar. Yakalasalar bile çok komik ve estetik derinlikten mahrum, sevimsiz bir şey yapabilirler. İşte enfüste/içimizde bu şekilde düşündüğümüz zaman, “Seni yaratan Allah mukaddes ve müberrâdır.” demekten kendimizi alamayız. Bunun gibi, ayağınızı, midenizi, kalbinizi ve tek tek bütün azalarınızı düşünün bunların her biri muhtevalı bir kitap gibi bize neler ve neler anlatır…

14 Ocak 2014 Salı

Ahmet Telli - Bu Kent Öldürüldü Diyorlar


Bu kent öldürüldü diyorlar  
kurşuna dizildi bir geceyarısı  

Hayaletler geziniyormuş şimdi  
sokak aralarında ve caddelerde  
baykuş tüneği olmuş alanlar  
ve yarasalar uçuşuyormuş  

Silah ve esrar kaçakçıları  
altın çağını yaşarlarken  
artıyormuş bir yandan da  
kumarhaneler, meyhaneler  

Borsa oyunları, hileli iflaslar  
birbirini kovalayıp dururken  
nasıl çıkmışsa pek bilinmiyor  
yaygınmış şimdilerde rus ruleti  

İntiharların sayısı bilinmiyor  
çoğalıp duruyormuş fahişeler  
ve artık bunların hiçbiri  
olay bile sayılmıyormuş şimdi  

Bu kent öldürüldü diyorlar  
bahar gelmez artık buraya

Kaynak: Şiir Dinle

11 Ocak 2014 Cumartesi

Sabret! Allah’ın Vaadi Kesindir…

O halde sabret! Çünkü Allah’ın vaadi kesindir. Sakın ona (Kur’an’a) inanmayanlar Seni paniğe düşürmesin, Seni dayanaksız bulmasın ve Seni endişelendirmesin.” (Rûm, 30/60)Ayette Cenab-ı Hak, Efendimiz’e, istedikleri mucizeyi getirse bile inanmak yerine “siz bâtıl peşindesiniz” diyen ve netice itibariyle bu gerçeği kabul etmedikleri için Allah’ın, kalplerini mühürlediği insanlara karşı sabretmesini emretmektedir. Aslında bu ifadeyi, sabır adına dayanılması gerekli olan her hususa hamletmek mümkündür. Ancak burada “Fasbir - Sabret” ifadesiyle ileriye matuf Cenab-ı Hakk’ın kendisine vadettiği şeylerin gerçekleşmesini intizar içinde sanki bir kuyunun dibine atılmış ve sizi şu kadar zaman sonra gelip çıkaracaklar denen biri gibi günleri, saatleri, dakikaları sayması nev’inden Efendimiz’den de zamanın eziciliğine ve çıldırtıcılığına karşı sabretmesi istenmektedir.Evet, ayette gelecek adına yakîn (kesin inanç) taşımayan, hayatlarını hep zan ve tahminlere bina eden insanların davranışları karşısında Efendimiz’in endişe duymaması istenmektedir ki, bunun anlamı bu tür insanlar karşısında, sen sıradan insanlar gibi davranamazsın; onlar herhangi bir musibet karşısında bağırıp-çağırabilir; ama sen öyle yapmamalısın zaten yapmazsın. Düşmanların baskısı altında şöyle mi etsem böyle mi etsem alternatif arayışına girmemelisin girmezsin çünkü bu davranışlar hafifliktir. Hafiflik Senin semtine sokulamaz. Evet, Sen hafiflikten münezzeh ve Müberrasın. Yine el âlemin insan şahsiyetine, insan onuruna dokunabilecek olumsuz bazı sözleri vardır ki Sen onlara tenezzül edip kullanmamalısın. Yani Senin mecburi bir yolun vardır; o da Allah’ın dinini tebliğ etmek, bu uğurda başına gelen şeylerin O’ndan geldiğini bilmek demektir ki Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu tür hafifçe davranışlara, seviyesizce hallere hiçbir zaman düşmemiştir.Rehber, Kitap ve SünnettirBu ifadeyi biz kendi hesabımıza almamız gerekirse, eğer yapılan bir hizmet Muhammedî ruh, Muhammedî mana etrafında örgüleniyorsa baştan çok iyi planlanmalı, her şey Kitap ve Sünnet yörüngeli olmalı ve asla yanlış iş yapılmamalı. Bütün bunlar yapıldıktan sonra da eğer bir kısım olumsuzluklarla karşı karşıya kalınırsa o zaman da bağırıp-çağırılmamalı, atf-ı cürümle başkaları karalanmamalı, niye bu böyle deyip kadere taş atılmamalı; ağır, vakur, ciddi bir davaya kilitlenmiş bir mü’min vakarı ve ciddiyeti ile hareket edilmelidir.Evet, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) o gün yakîni olmayan, hayatlarını zan ve tahmine bina eden insanlardan çok çekiyor ve onlar tarafından sıkıntılara maruz kalıyordu. Allah (Celle Celaluhu) da O’nun hayatının yakîne bina edildiğini, dolayısıyla kendisine ne vaad edilmişse hepsinin gerçekleşeceğini, her şeyleri havada olan o insanların bir şey yapamayacaklarını müjdeliyordu. Yine ayette geçen “îkan” kelimesinden o tür baskıların sadece inanmayanlardan değil Efendimiz’e inanan insanlardan da gelebileceğine işaret olduğu söylenebilir.Evet, o gün Müslümanlar O’na bir şey çektirmemişlerse ileride mutlaka çektireceklerdir. Zira bu ifade ile adeta Efendimiz’e, Senin yakınlarının ve yakın arkadaşlarının bir takım problemler çıkarması Seni endişeye sevk edebilir ki Sen buna da hazır olmalısın. Çünkü dâhili sarsıntı, peygamber istikrarına, peygamber iradesine menfi tesiri olmasa da tedbirli olunması gerekli olan bir hadisedir. Nitekim bazı mülahazalar, peygambere tâbi olan o çok önemli insanları bile karşı karşıya getirmiştir ki böyle bir meseleden endişe duymamak mümkün değildi. Ve Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu mevzuda dişini sıkıp sabrederken o gün ona misal teşkil edecek başka bir olay da yoktu. Onu ya firasetiyle, fetanetiyle seziyor veya ona onları Allah bildiriyordu.Allah’ım! Birbirimize Düşürme…Hz. Üstad’ın bu mevzudaki içten sürekli heyecanı; Necip Fazıl’ın “bana oturup evde ağlamak düşer” demesi ve fakirin çok defa, “Allah’ım! Benim canımı al, şu insanların birbirine karşı tavrını görmeyeyim” demem bu endişedir ki sabredilmiyor, bizi aşıyor ve çok ciddi sarsıyor. Mesela bir arkadaşın başka birini küçük bir gıybetle yermesi, birinin yanlış hareketi âidiyet itibariyle içe dönükse bu sizin iflahınızı keser. Ben hapishanede kaldığımda tehditlere maruz bırakıldığımda ve firari iken “Allah’ım, canımı al, demedim. Ama bazı Müslümanların birbirlerine karşı anlayışta beklenen performansı göstermemesi karşısında defaatle “Allah’ım! Emanetini alabilirsin; efkârıyla dağınık, birbirini çekiştiren, birbirinin etini yiyen bir toplumu görmektense etlerimi yerin altında akreplerin, yılanların yemesini tercih ederim” dedim. Nitekim bugün dahi hiç terk etmediğim dualardan biri de, mal-menal, evlad-ü iyal ikbal istemekten ziyade “Allah’ım! Düzenimizi, birlik ve beraberliğimiz bozma, ümmet-i Muhammedi kaynaştır, birbiriyle bütünleştir ve onları birbirine düşürme.” duasıdır.

6 Ocak 2014 Pazartesi

Kahraman Tazeoğlu - Bir Adım Sus


Vazgeçmek için öyle uzun bir gece ki
tutunmuşken sesine
düşmek kadar yaralı
düş kadar yalan
başa dönmenin tutar yanı yok
devam etmenin geleceği
vazgeçmenin eteği örttü gecemizi

açarsak gözlerimizi biri ölecek
kapattıkça ağlıyorum
"ya ben" diyemeyeceğim kadar suçluyum bu gece
bitmez vicdan hesabımda ağlıyorsam
hayvanlığımdan
vazgeçmenin mümkünlüğü
bir kadının korkusunda
kendi korkusuzluğumda erdemsiz bir duruş
şeytansı bir inat
insan olmanın sihrini
bir aşkla bozmuşum
haberim yok
çocuk gülüşüm sinsiliğimin maskesi
anlamlı kelimelerim hilelerimin kılıfıymış
haberim yok
vazgeçmeden de yaşanabilseydi bu sevda
hak yemeden haklıca
kural yıkmadan regalce
ve boynumuza vebal almadan
helalce

vazgeçmenin öncesinde
vazgeçilmenin içindeyim
sen bir adım sus
ben koşar adım susarım
konuşmadan yaşarım
ölüm sessizliğimi

Kaynak: Şiir Dinle

İhlas ve Uhuvvet risaleleri

İhlas ve Uhuvvet risalelerinin mevzu olarak ele aldığı meseleler, iman ve Kur’an’a hizmet edenler için su, ekmek ve hava kadar önemlidir. Şayet insan, kendisini hizmet ettirenin Allah olduğu duygusunu hissetmiyorsa ve -aksine ihtimal vermeyecek şekilde- bu duygunun içine yerleşmesini sağlayacak olan ihlasa sahip değilse, hizmet adına koşup dursa da yine şirkten kurtulamaz.Bir hadiste, Cenab-ı Hakk’ın ilk sorguya çektiği kimseler arasında muharebe meydanında kanlar içinde ölüp giden şehitten bahsedilir. Aynı hadiste, ilk sorguya çekileceği bildirilen diğer bir grupsa ilim ehli ve diğeri de servetini hayır için sarf eden kimsedir. Şehide, Cenab-ı Hak mahkeme-i kübrada sorar: “Niçin öldürüldün?” O,“Ya Rabbi! Senin yolunda cihadla emrolundum. Ben de öldürülünceye kadar savaştım.” der, ona Allah, “Hayır! Sen bunu katiyen benim için yapmadın, aksine sen bu mücadeleyi, “falan adam ne cesur!” desinler diye yaptın ve o dendi” buyurur. Yani sen beklediğini aldın, alacağın kalmadı.Evet, insan, ne kadar amel yaparsa yapsın, eğer ihlaslı yapılmamışsa, Allah tarafından kabul edilmeyecektir. Sıra ilim ehline gelir, “Sen niçin bu ilmi edindin?” diye sorar Allah. O ,“Seni anlatmak için ya Rabbi” cevabını verir. Allah, ona “Hayır! Sen, falan çok biliyor, ne güzel Kur’an okuyor, büyük âlim, desinler diye yaptın bunu.” diyerek susturur. Ve sanki ona, “Git mükâfatını onlar versin.” der gibi olur. Malını infak eden için de aynı şeyler geçerlidir. O da aynı şekilde, niyeti sağlam ve ihlaslı değilse itaba maruz kalır.Sıdk ile İsteyene VerirEvet, ihlas çok önemlidir; ihlasta öyle bir sır ve öyle bir kuvvet vardır ki, kâfir bile arzu ve amellerinde samimiyetle istediği şeyi Cenab-ı Hak ona lütfeder. Nice inanmayan insan görülmüştür ki, onlar esbabın bil külliye sükût ettiği yerde ızdırarî olarak müsebbibü’l-esbaba dönmüş, hallerini O’na (celle celaluhu) arz etmişler, O da onlara felah vermiştir.Canlı bir misal; bazen bir uçak kazası oluyor ve enkaz, buzulların içine düşüyor. On-on iki saat sonra buzların içinden insanlar canlı olarak çıkarılıyor. Başka bir örnek; zelzele oluyor, on gün sonra bir adamı taşların altından canlı olarak çıkarıyorlar. Bu insanlara sorulduğunda, “Orada esbab bi’l-külliye sükût etti, Rabb’ime teveccüh edip O’na arz-ı halde bulundum” diyorlar. Bu türden çok vaka var ki, insan kırık kalbiyle Allah’a teveccüh edip “Ya Rabbi” deyince Rabbi de “Lebbeyk” diyerek onu sahil-i selamete çıkmıştır. İşte, ihlasta böyle bir kuvvet vardır.İhlaslı davranıp, ihlas melodisini söyleyen insanda öyle bir hususiyet söz konusudur ki, o haliyle insan Cenab-ı Hak’tan ne isterse, Allah (cc) ona lütfedip istediğini verir. Ayrıca hizmetimiz adına da ihlas fevkalade önemlidir.Biz, Allah rızası için hizmet etmeyecek ve Rabb’imizin hoşnutluğunu kazanamayacak, kendilerine hizmet götürdüğümüz insanların dualarını alıp, rıza dairesini genişletemeyeceksek ve Rabb’imiz bizim hakkımızda; “Ben sizden razıyım, siz de Benden razı olun” demeyecekse, bütün bu mücadelelerin hiçbir manası yoktur. Binaenaleyh, konumumuz itibarıyla biz hep, rıza istikametinde yürüyen kimseler olma yolunda sadece ve sadece Rabb’in rızasını gözetmek ve şayet bir semere ve meyve bekliyorsak onları da ötede beklemek durumundayız.Ameller Niyetlere Göredirİmam Buhari’nin, hadis kitabının başına koyduğu, “Ameller niyetlere göredir” hadisi Şâfiî mezhebinde çok önemli bir yer işgal eder; o mezhebe göre her amelde niyet bir esastır. Hanefi mezhebinde, abdest gibi bizzat ibadet olmayan ameller niyetsiz de yapılabilir ama namaz ve oruç gibi bizzat ibadet olan amellerde niyet şarttır.Niyette öyle bir iksir vardır ki o, hasenatı seyyiata, seyyiatı da hasenata çevirir. Binaenaleyh ihlaslı olunduğu nispette Cenab-ı Hak, çok kötü, fena ve karanlık şeyleri aydınlatır ve onları iyi şeyler haline getirir.Ayrıca İhlas Risalesi okunmalı ki, arkadaşlar arasında münakaşa ve tartışmaya meydan verilmesin. Orada anlatılan düsturlara göre müminin asıl hedefi, hakkı batılın savletinden kurtarmaktır; ağlayan ümmet-i Muhammed’in iniltilerini dindirmek ve izzet-i İslamiye’yi muhafaza etmektir. Hatta bir bakıma bâtıl karşısında ne kadar ehl-i hak varsa, onların hepsine taraftar olma civanmertliğini sergilemektir. Onun için her on beş günde bir defa onun tekrar edilmesi İslam’a hizmete adanmış ruhlar için çok önemlidir.