9 Ocak 2015 Cuma

Rahmeti Sonsuz’a iltica

Cenâb-ı Hak, insanların hüsn-ü zanlarını bir dua kabul edebilir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), cenazesinde kırk (hatta bir rivayette üç) salih adam bulunan bir insanın cennete gideceğini müjdelemiş, o insanların iyi şehadette bulunmalarının şefaatçi olacağını beyan buyurmuşlardır.Bununla beraber, Allah’ın rahmetine sığınma, “Sadece Senin kapın var.” deme çok önemlidir. Hani bir menkıbede anlatılır: Bir zat pek çok talebe yetiştiriyor. Talebeler, bir zaman sonra ufukları açılınca bakıyorlar ki; efendi hazretleri şekâvet kutbunda duruyor. Yavaş yavaş ayrılıyorlar onun yanından, birer birer gidiyorlar. Tek bir mürid kalıyor vefa ile dopdolu. “Dine muhalif bir yanı var mı üstadın?” diye düşünüyor; kılı kırk yararcasına dini yaşayan, mişkât-ı nübüvvet altında hareketlerini götüren bu zatta dine ters hiçbir şey görmüyor. Herkes gitse de o kalıyor hocasının yanında. Bir gün hak dost diyor ki, “Arkadaşların neden gitti, sen neden kaldın?” Sorusunda ısrar edince vefalı talebe cevaplıyor: “Efendim, onlar, hakkınızdaki müşahedeleri ve berzahî mahiyetiniz itibariyle sizi şakî gördüklerinden yanınızdan ayrılmayı uygun buldular. Bana gelince, gözüm sizde hakikate açıldı. Size vefasızlık edemezdim.” Şeyh efendi, “Evladım, ben o yazıyı kırk senedir öyle görüyorum ama bana başka kapı gösterebilir misin ki ona gideyim...” diyor. Bu sözünden sonra o şakî yazısı silinip “saîd”e inkılap ediyor.Onun için meselenin imtihan yönünü de ihmal etmemek lazım. Siz, başınızı eşiğe kor beklersiniz de kırk sene hiç kabul edilmeyebilirsiniz. Bir fert namaz kılsa oruç tutsa binlerce ibadet ü tâat yerine getirse de ancak Allah’ın rahmetiyle cennete gidebilir. O, murad buyurursa bütün insanlığı cehenneme koyar ve buna kimse bir şey diyemez; mülk O’nundur; istediği gibi tasarruf eder. O zat, bu mülahazalarla başını bu eşikten hiç kaldırmıyor, hep vefayla davranıyor. Allah (cc) bu şahsın zatında örnek alınacak bir yüksek karakteri ortaya koyuyor. Kırk sene Rabb’ine el açmış, o kapıdan başka kapı bilmemiş, neticede bir vefa kahramanı olmuş.İşte, bu vefa çok önemlidir. Bazen bir söz, bir tavır, bir davranış Hak katında pek hora geçer. Bilemeyiz, Erzurumluların ifadesiyle bahane Tanrı’sının kimi ne ile affedeceğini bilemeyiz. Bize düşen şey, kemâl-i sadakatle O’na bağlı yaşamaktır. O’nsuz yapamayacağımızı hem vicdanımızda duymak hem de bunu her fırsatta ifade etmektir.Başka Kapı YokÜstad da aynı şeyi ifade ediyor: “Senden başka kapı yok ki ona gidilsin.” diyor. Bu genel bir mülahazadır. İbrahim Ethem de aynı nağmeyi seslendiriyor:“Hecertü’l-halka turran fî hevâkeVe eytemtü’l-iyâle likey erâkeVelev katta’tenî fi’l-hubbi irbenLemâ hanne’l-füâdü illâ sivâke.Tecâvez an daîfin kad etâkeVe câe râciyen yercû nidâkeVe in yekü ya müheyminu kad asâkeFelem yescüd lima’bûdin sivâke.İlahî abdüke’l-âsi etâkeMukırran bi’zzünûbi ve kad deâkeFein tağfir fe ente ehlün lizâkeFein tadrud femen yerham sivâke.”(Allah’ım, Senin uğruna her şeyi terk ettim. Cemâlini görmek için çoluk-çocuğu yetim bıraktım. Aşkınla beni parça parça etsen de şu kalbim Senden başkasına meyl etmeyecektir. Eşiğine gelmiş bu dilenciyi hoş gör. Hoş gör ki, o Senin davetinden ümitlenip Sana koşmuştur. Ey her şeyi bilen, her şeyden haberi olan Müheymin, Kulun günahlara batmıştır, batmıştır ama Senden başkasına da secde etmemiştir. İşte, asi kulun kapına geldi, Günahlarını itiraf edip yalnız Sana iltica ediyor. Onu affedecek sadece Sensin; Affetmez de kapından kovarsan, Senden başka kim var ki ona merhamet etsin.)Evet, “Her ne kadar hayatım Sana isyanla geçmişse de Sen’den başka mabuda secde etmedim.” diyor. İşte bu duygu, nezd-i Ulûhiyette hora geçen bir duygudur. Bu duyguda bir mahviyet vardır; ma’siyeti kabul vardır. Şahsı adına yaptığı en küçük inhirafları çok büyük ve mahvedici olarak görme vardır. Fakat aynı zamanda Allah’ın rahmetinin enginliğine sığınma da vardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder